Özbekçe Anne Nasıl Denir?
Bir Kelimenin Ardında: Hatıralar ve Duvarlar
Hayatımda bazı kelimeler var ki, onları söylemek için yıllarca beklemişim gibi hissediyorum. Bazen bir kelime, o kadar çok şeyi anlatır ki, tek başına bir ömür kadar derin olur. Bugün aklıma düşen kelimeyse “ana”ydı. Özbekçe’deki “ana” kelimesi… Bu kelime, yıllardır içimde sakladığım duyguları birden açığa çıkaran, belki de çocukken unuttuğum duyguları hatırlatan bir şey oldu.
Çok ilginçtir, ben bir Kayseri’li olarak her zaman Türkçe “anne” derken, annemi her çağırışımda Özbekçe “ana” kelimesini duyduğumda birden içimde bir şeyler titredi. Bu kelimenin derinliğini anlamam, bir Özbek arkadaşımın annesini bir gün anlatırken bana “ana” dediğini duymamla başladı. O an, kalbimde bir şeyler kıpırdamıştı; sanki yıllarca yalnızca “anne” kelimesini duyarken, bir anda anneme daha yakın oluyordum. O kelimenin arkasında, başka bir hayat vardı.
Bir Sesin Yankısı: Özbekçe “Ana”
Bir gün, Özbekçe bir şarkı dinlerken kulaklarımda yankı yapan bir cümle vardı. Şarkı, anne sevgisi üzerineydi ve ana kelimesi defalarca tekrarlanıyordu. Her tekrarda, şarkının sözleri bana başka bir dünya, başka bir yaşantı anlatıyordu. Bir yanda annesini kaybeden birinin özlemi vardı, diğer yanda annesine kavuşan birinin mutluluğu. İçimde derin bir boşluk hissettim. “Ana” demek, sadece bir kelime olmamalıydı. Çünkü bu kelime, tüm anlamlarıyla yaşanmış bir hayatı çağrıştırıyordu.
O an düşündüm: Neden bu kadar farklı bir his uyandırıyordu bende “ana” kelimesi? Neden “anne” dediğimde hissettiğimden daha başka bir şey vardı bu kelimede? Benim için annem sadece bir kelime değildi. Annem, hayatımın her anında var olan bir varlık, bir güç, bir ışık, bir ses, bir nefes… Ama Özbekçe “ana” kelimesi bende, annemi, geçmişimi, geleneklerimi ve biraz da kaybolmuş bir kültürü hatırlatıyordu.
Duygusal Bir Yolculuk: Kaybolan Bağlantılar
Bir akşam, annemi ziyaret ettiğimde, annemin bana sarılması sırasında “ana” kelimesi de kulaklarımda yankılandı. Yüzümü anneme doğru çevirdim ve yavaşça “ana” demek istedim. O an gözlerimden yaşlar süzüldü. O kadar duygusal bir andı ki, birden çocukluğumdan beri anneme söylediğim her “anne” kelimesi sanki hafifçe eksik kalmış gibi hissettirdi. O ana kadar, “anne” demek, Türkçenin sınırlarında bir kelimeydi; ama “ana” dediğimde sanki bir şeyler daha tam oluyordu. O an içimdeki boşluk, annemle bağımın ne kadar güçlü olduğunu hissetmeme sebep oldu. Fark ettim ki, bazen kelimeler, sadece ses değil, köklerimizle, geçmişimizle, içimizdeki duygularla bağlantı kurar.
Kelimeler ve Duygular Arasında
Bir süre düşündüm, Özbekçe “ana” ve Türkçe “anne” kelimeleri aslında bana neyi anlatıyordu? Annem, kendi annesinin yanında, “ana” diyen bir kadındı. Belki de biz Türkler olarak “anne” derken, o kelimenin gerisindeki duyguyu tam olarak ifade edemiyoruz. Çünkü her dilin kendine ait bir derinliği var. “Ana” derken, Özbekler belki de o kelimenin içinde, bir tarih, bir miras ve bir kadının gücünü hissettiklerini biliyorlar. “Anne” kelimesi ise sadece anne olmanın değil, aynı zamanda bir toplumda kadının toplumsal rolünü, gelenekleri ve değerleri ifade ediyor olabilir.
Bazen kelimelerin içerdiği duyguyu anlamak, yıllar alır. Özbekçe “ana” kelimesini duyduğumda birden annemle olan ilişkimdeki duyguları daha derin, daha anlamlı bir şekilde hissettim. O kelimenin bana hissettirdiği sıcaklık, “anne” kelimesinin sadece günlük yaşamda bir çağrıdan ibaret olmadığını, bir insanın ruhuna dokunan bir bağ olduğunu fark etmemi sağladı.
Sonuç: Ana ve Anne Arasındaki Bağlantı
Şu an yazarken bile hala “ana” kelimesinin bende bıraktığı hisleri hissediyorum. Özbekçe “ana” demek, bana annemi daha fazla hatırlatıyor. “Anne” dediğimde ise bir Kayseri çocuğu olarak annemin bana sunduğu her şeyin derinliğini, sevgisini hatırlıyorum. Sonuçta, hangi kelimeyi kullanırsak kullanalım, annemize duyduğumuz sevgi, saygı ve minnettarlık her dilde aynı.
Bazen tek bir kelime, bir insanın ruhunda uzun yıllar kalan duyguları gün yüzüne çıkarır. Benim için Özbekçe “ana” kelimesi, bir anlamda kaybolmuş bir bağın, bir kültürün hatırlatmasıydı. Ve o an, annemi her düşündüğümde, sadece “anne” demek yetmeyecek gibi hissediyorum.