Bir Şehrin İçinde Sıkışan Hayallerim
Kayseri’nin kışı her zaman biraz sert olur. Rüzgâr, apartmanların arasından geçerken sanki insanın düşüncelerini de savurup götürür. Ben 25 yaşındayım. Günlük tutmayı çocukluğumdan beri bırakmadım. Her sayfaya biraz umut, biraz kırgınlık, biraz da “yarın daha iyi olacak” cümlesi bırakırım. Ama bazı günler var ki, o cümle bile yerini bulmaz.
O dönem hayatım biraz sıkışmıştı. Yeni bir işe başlamıştım ama maaşım, hayallerimle yarışacak kadar güçlü değildi. Bir yandan evdeki sorumluluklar, bir yandan kendi küçük hedeflerim… İçimde sürekli bir eksiklik hissi vardı. Sanki bir şeylere yetişemiyor, bir şeyleri hep geriden takip ediyordum.
En çok da “para yönetimi” denen şey beni yoruyordu. Basit gibi görünen ama içinde bin tane küçük hesap barındıran o düzen… İşte o gün, her şeyin değiştiği gün, aslında bu kavramı ilk kez gerçekten anlamaya başladım.
O Akşam Telefona Düşen Bildirim
Telefonum titrediğinde, akşam olmuştu. Dışarıda ince bir kar yağıyordu. Pencerenin kenarında oturmuş, günlüğüme birkaç satır yazıyordum. Bildirim ekranına baktım: “Kredi kartınız kullanıma açılmıştır.”
İçimde garip bir heyecan oluştu. Sanki uzun zamandır beklediğim bir kapı açılmış gibi. Ama o heyecanın altında bir tedirginlik de vardı. Çünkü bu tür şeylerin kolay gelmediğini biliyordum.
Uygulamayı açtım. Ekranda iki farklı sayı vardı.
Birincisi: Toplam limit
İkincisi: Kullanılabilir limit
O an durdum. İkisi de bana aynı şeyi söylüyor gibi görünüyordu ama hissi farklıydı. Toplam limit yüksek bir sayıydı. Gözümü büyüttü. Ama kullanılabilir limit… işte o biraz daha küçüktü. Sanki bir şeyler eksilmiş gibiydi.
Kendi kendime mırıldandım: “Bu ikisi neden aynı değil?”
Toplam Limit Ne Demekti?
O gece bunu anlamaya çalışırken, aslında hayatımda ilk kez finansal bir kavramın duygusal bir tarafı olduğunu fark ettim.
Toplam limit, bana verilen en yüksek sınırdı. Bankanın bana “Sen bu kadarını kullanabilirsin” dediği büyük çerçeveydi. Bir tür potansiyel gibi… var ama dokunamıyorsun. Sadece sana ait olduğu söyleniyor.
Ama garip olan şuydu: O miktar bana ait gibi hissettirse de, aslında tamamen özgür değildi. Çünkü tamamı kullanılabilir değildi.
Bunu düşündükçe içimde bir hayal kırıklığı oluştu. Sanki bir kapı açılmış ama ardında başka bir kapı daha varmış gibi. Sanki “özgürsün” denilmiş ama özgürlüğün sınırları ince ince çizilmiş gibi.
Kullanılabilir Limitin Sessiz Gerçeği
Kullanılabilir limit ise daha gerçekti. Daha somuttu. Daha “şu an”dı.
Toplam limit büyük bir vaat gibiyken, kullanılabilir limit hayatın gerçeğiydi. O anda harcayabileceğim, dokunabileceğim, gerçekten kullanabileceğim para buydu.
Ama işte beni en çok etkileyen şey şuydu: Kullanılabilir limit hiçbir zaman toplam limit kadar “büyük” hissettirmiyordu. Hep bir eksiklik vardı. Sanki sistem bana “sana her şeyin tamamını vermiyorum ama yine de idare edebilirsin” diyordu.
O an bunu sadece bir finans terimi olarak değil, hayatın kendisi olarak düşündüm.
Biz de öyle değil miydik?
Birçok şeye potansiyel olarak sahip olurduk ama kullanılabilir kısmı hep daha küçüktü. Zamanımız vardı ama enerjimiz yoktu. Hayallerimiz vardı ama cesaretimiz eksikti.
Yanlış Bir Tıklamanın Öğrettikleri
Ertesi gün küçük bir hata yaptım. Yeni kartı denemek için internetten bir alışveriş yaptım. Basit bir şeydi aslında, uzun zamandır almak istediğim bir kitap ve birkaç kişisel eşya.
Ödeme ekranında “onaylandı” yazısını görünce garip bir rahatlama hissettim. Ama birkaç dakika sonra uygulamayı açtığımda kullanılabilir limitin düştüğünü görmek içimi burktu.
O an fark ettim ki, her harcama sadece para değil, bir ihtimalin de eksilmesiydi.
Defterimi açtım o gece. Şöyle yazmışım:
“Bugün bir şey öğrendim. Kullanılabilir limit azaldıkça, içimdeki kontrol hissi de azalıyor. Sanki bir şeyleri geri getiremeyecekmişim gibi.”
O cümleyi yazarken elim titriyordu. Çünkü ilk kez finansal bir kararın duygusal bir ağırlığı olduğunu hissediyordum.
Arkadaş Sohbetinde Açılan Kapı
Bir gün arkadaşlarımla kahve içmeye çıktık. Masada hepimizin hayatı farklı yönlere gidiyordu. Birimiz iş değiştirmeye çalışıyor, biri şehirden gitmeyi planlıyor, biri ise borçlarını toparlamaya uğraşıyordu.
Konu döndü dolaştı, kredi kartlarına geldi. Herkes kendi deneyimini anlatıyordu.
Ben de o gün öğrendiğim şeyi anlattım. Toplam limit ile kullanılabilir limit arasındaki farkı.
Arkadaşım gülümsedi. “Aslında bu sadece para değil,” dedi. “Bize verilen potansiyel ile gerçekten kullanabildiğimiz şey arasındaki fark.”
O cümle içime işledi.
O an fark ettim ki, bu kavram sadece bankaya ait değildi. Hayatın her yerindeydi.
İçimdeki Hesaplaşma
Günler geçtikçe bu farkı daha çok düşünmeye başladım. Her harcamada, her seçimde, her kararda bu iki kavram zihnimin bir köşesinde duruyordu.
Toplam limit: Hayatın bana sunduğu tüm ihtimaller
Kullanılabilir limit: Benim gerçekten kullanabildiğim alan
Bazen kendime kızıyordum. “Neden daha fazlasını kullanamıyorum?” diyordum. Ama sonra fark ediyordum ki mesele sadece sahip olmak değil, yönetebilmekti.
İçimde bir mücadele vardı. Bir tarafım sürekli daha fazlasını isterken, diğer tarafım elimde olanı korumaya çalışıyordu.
Bu çatışma beni yoruyordu ama aynı zamanda büyütüyordu.
Sonunda Anladığım Şey
Bunu da Okuyun: NACE kodu nedir ?
Bir gece yine Kayseri’nin soğuk bir akşamında, pencere kenarında otururken günlüğüme uzun uzun yazdım. O an içimde bir şeyler yerine oturdu.
Toplam limit, bana verilen bir potansiyeldi. Büyük, geniş, bazen göz korkutucu.
Kullanılabilir limit ise o potansiyelin içinden gerçekten yürüyebildiğim yoldu.
Ve ben şunu anladım: İnsan, toplam limitine değil, kullanılabilir limitine bakarak yaşar.
Ama asıl mesele şuymuş: Kullanılabilir limit zamanla artabilir.
Tıpkı hayat gibi.
Yanlış kararlar, doğru dersler, küçük adımlar… Hepsi o sınırı genişletiyordu. Bir gün erişemediğim şeyler, başka bir gün normal hale gelebiliyordu.
Defterimin sonuna şunu yazdım:
“Belki de hayat, bize verilen toplam limit ile onun içinden ne kadarını kullanabildiğimiz arasındaki uzun bir yolculuk. Ve bu yolculukta en önemli şey, kendimizi tüketmeden ilerleyebilmek.”
O gece ilk kez içimde garip bir huzur vardı. Eksiklik hissi tamamen kaybolmamıştı ama artık daha anlamlıydı.
Çünkü artık biliyordum: Sınırlar sabit değildi. Ve ben, o sınırların içinde kaybolmak yerine onları yavaş yavaş genişletebilirdim.